“Bilgi toplumlarının” başarısızlığı ve sonrası!

1990lardan itibaren yükseköğretim reformlarının ana mottosu “bilgi toplumu için üniversiteler” oldu. İyimser beklenti bilimsel bilginin kamu yararı için kullanılması ve toplumsal etkisinin yaygınlaşması idi. Pandemi deneyimi, bilimsel çalışmaların yıllar öncesinden öngörülerine rağmen alınmayan önlemlerin, yanlış araştırma önceliklerinin halk sağlığı açısından bedelini şu ana kadar 1 milyondan fazla ölüm ile karşımıza çıkardı. Yetkili kurumlar ve ilaç şirketleri pandemi tehdidinin farkında olmalarına karşın, aşı için gerekli araştırmaları desteklemek öncelikleri değildi. Aarhus Üniversitesi’nden Stavros Moutsios https://postpandemicuniversity.net te yayımlanan “THE FAILURE OF ‘KNOWLEDGE SOCIETIES’ AND THE WAY AHEAD” başlıklı yazısında bu durumu bilgi toplumlarının başarısızlığı olarak tanımlıyor. Bu başarısızlığın arka planında;

  • AB ve Avrupa Konseyinin büyük şirketlerin rehberliğinde geliştirdiği üniversitelerin ürettiği araştırmaların şirketlerce sömürüsüne dayalı bilgi transferi ve üniversite-sanayi işbirliği modelleri,
  • üniversitelerin şirket-tipi yönetim modellerine geçişi ile bilim insanlarının yönetim süreçlerinde söz hakkı azalan “insan kaynağı”na ve gözetim altında çalıştırılan “bilgi işçileri”ne dönüşmesi,
  • özerkliğini kaybeden akademisyenlerin kendi akademik ilgi ve değerlendirmelerine göre araştırma yapma imkanını kaybederek; piyasalaşmış ve bürokratikleşmiş bilgi üretim süreçlerine maruz kalma süreçleri yer alıyor.

Bu şemaya güncel olarak dördüncü sanayi devrimi; bilmsel bilgi üretiminin genel bir toplumsal gelişme iddiası yerine ekonomik ve biyopolitik kontrol mekanizmalarını, askeri gözetimi ve insan yaşamının veriye indirgenmesini güçlendirecek teknolojilerin üretiminde kullanılmasına işaret ediyor.

Moutsios tam da bu noktada neoliberal politikalar yerine üniversitelerin Avrupa geleneğindeki özerk ve kamusal rollerine dönüşünü gündeme taşıyor. Araştırmacıların ticari çıkarlara ya da bürokrasiye karşı değil, topluma karşı sorumlu olduğu; öğrencilerin müşteri değil, akademik topluluğun bir parçası olabildiği; akademisyenlerin idari, eğitim ve araştırma alanlarında karar-alma süreçlerinde rol aldığı bir üniversite. Ve kamu yararı için özgür araştırmayı destekleyen bir devlet!!!

Yorum bırakın